DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Hükümet gerekli adımları atmıyor, kayıp 100 milyar doları aştı”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KRT TV’de katıldığı Liderler Özel programında sermaye piyasalarındaki fon dolandırıcılığına ilişkin hükümeti eleştirerek toplam değer kaybının 100 milyar doları aştığını söyledi. Türkiye ekonomisinde durgunluk tehlikesine dikkat çeken Babacan, sorumluların açıklanmasını, bağımsız denetim yapılmasını ve TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasını istedi. Sanal kumar ve bahis konusunda iktidara çağrıda bulunan Babacan, cumhurbaşkanlığı adaylığı ve yeni ittifak çalışmalarına ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Ekim 23, 2026 - 12:00
 0  1
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Hükümet gerekli adımları atmıyor, kayıp 100 milyar doları aştı”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KRT TV’de yayınlanan Liderler Özel programında Şevval Şirin, Cem Özkeskin ve Nevra Öner’in sorularını yanıtladı. Babacan, sermaye piyasalarında yaşanan fon dolandırıcılığı, borsadaki değer kayıpları, ekonomik durgunluk riski, yolsuzlukla mücadele, sanal kumar ve bahis, siyasi ittifaklar ve cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hükümetin sermaye piyasalarındaki krize karşı gerekli tedbirleri almadığını savunan Babacan, borsadaki toplam değer kaybının 100 milyar doları aştığını belirterek ekonomik güvenin yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı.

“Ekonomide durgunluk tehlikesi var”

Türkiye ekonomisinin ciddi bir durgunluk riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Babacan, piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesinin öncelikli mesele olduğunu söyledi.

Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Yapılması gereken en önemli konu güveni tekrar inşa etmek. Şu anda bir numaralı mesele bu. Çünkü güven bir kere sarsıldığı zaman, hele hele insanlar birbirine güvenmezse, şirketler birbirine güvenmezse, bankalar şirketlere, şirketler bankalara güvenmezse, bankalar birbirlerine güvenmezse ekonomi durur, bakın durur.”

Sermaye piyasalarındaki kayıpların yalnızca yatırımcıları değil, ekonomik faaliyetlerin tamamını etkileyebileceğini dile getiren Babacan, şöyle devam etti:

“Ve şu andaki en önemli tehlike de bugün itibarıyla artık Türkiye’de bir resesyon tehlikesidir. Çünkü 7 milyon ailenin serveti erimiştir, 7 milyon ailenin yatırımı azalmıştır. Servet etkisi denen bir konu vardır iktisatta. İnsanların varlığı değeri azalınca insanlar harcama yapmaz, frene basar. Çünkü ‘Birikimim azaldı’ der, ‘Elimdekini bari tutayım’ der. Harcama yapmaz. Harcama yapmayınca da ekonomi durur.”

Babacan, gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda ekonomik durgunluğun derinleşebileceğini belirterek, “Şu anda Türkiye ekonomisi büyük bir durgunluk tehlikesiyle karşı karşıya. Eğer gereken yapılmazsa, eğer güven yeniden hızlı bir şekilde inşa edilmezse...” ifadelerini kullandı.

“100 milyar dolarlık değer kaybı her geçen gün büyüyor”

Sermaye piyasalarında yaşanan değer kaybının yalnızca dolandırıcılık iddialarına konu olan fonlarla sınırlı kalmadığını belirten Babacan, faaliyetlerini sürdüren çok sayıda şirketin de olumsuz etkilendiğini söyledi.

Babacan, kayıpların büyüklüğüne ilişkin şunları kaydetti:

“İnanın içim yanıyor. Yazık günah bakın. Yüzlerce pırıl pırıl şirket bu işlere hiç bulaşmamış. Türkiye’nin gözde şirketleri, dev firmalar. 30 yılını, 40 yılını, 50 yılını Türkiye’ye vermiş, sanayiye vermiş insanların, şirketlerin değeri eriyor bakın.”

Borsadaki değer kaybının devam ettiğini ifade eden Babacan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sadece bu 131 tane fondaki şirketlerin değeri erimiyor ki. Diğer sağlam çalışan, dürüst çalışan şirketlerimizin değeri de gözümüzün önünde eriyor. Ben geçen hafta bir rakam vermiştim biliyorsunuz. 100 milyar dolarlık bir toplam değer kaybı var. Geçen haftadan bu haftaya bakıyorsunuz rakam daha da büyüdü. Her geçen gün büyüyor. Borsa eridikçe toplamda şirketlerimizin değeri eriyor. 30 yılın, 40 yılın, 50 yılın emeği insanların gözü önünde eriyor.”

“50 yıllık fındık üretiminin değeri kadar kayıp yaşandı”

Borsadaki değer kaybının büyüklüğünü tarımsal üretim üzerinden örneklendiren Babacan, Türkiye'nin çay ve fındık üretiminden elde ettiği yıllık gelirlerle karşılaştırma yaptı.

Babacan, şunları söyledi:

“Türkiye’de Doğu Karadeniz’de bir yılda üretilen çayın toplam değeri 1 milyar dolardır. Bütün yüz binlerce çay üreticisi bir yıl boyunca çalışır. Alın teridir, emektir. Üretir. O satılan bütün çayın toplam değeri 1 milyar dolardır. Yılda 1 milyar dolar.”

Yaşanan kaybın büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Demek ki 100 milyar doları bile baz alsanız ki şimdi rakam büyüdü, 100 milyar doları bile baz alsanız demek ki bütün Doğu Karadeniz’deki çay üreticilerimizin 100 yıllık emeği, göz nuru, alın teri büyüklüğünde bir değer kaybı var şu anda şirketlerimizde.”

Fındık üretimine ilişkin de değerlendirmede bulunan Babacan, “Fındıkta da 2 milyar dolardır. Türkiye’deki bütün fındık üretiminin tamamı yılda 2 milyar dolardır. 50 yıl boyunca Türkiye’de üretilen bütün fındığın toplam değeri kadar borsadaki şirketlerimiz değer kaybetti bakın. Halka açık şirketlerimiz değer kaybetti.” dedi.

Piyasalarda güven sağlanmadan krizin çözülemeyeceğini vurgulayan Babacan, “Güveni tekrar sağlamadan piyasaları ayağa kaldıramazsınız. İmkanı yoktur. Ama iktidarın bugüne kadar yaptıkları da güveni oluşturmaya yetmiyor, tam tersine şüpheleri büyütüyor ve ileriye doğru endişeleri artırıyor.” ifadelerini kullandı.

“Suçlular bulunmazsa yeni dolandırıcılıkların önü açılır”

Fon dolandırıcılığı iddialarında sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması gerektiğini söyleyen Babacan, cezasızlık algısının benzer olayların yaşanmasına neden olabileceğini savundu.

Babacan, şu açıklamada bulundu:

“Büyük krizlerde yapılması gereken en önemli işlerden birisi de çok ciddi bir şekilde bu işin suçlusu kimse o suçluyu bulup en ağır cezayla karşı karşıya bırakmaktır. Büyük bir hadisede, bu büyük bir dolandırıcılıkta eğer bu büyük işin boyutuna yakışan bir suçluyu bulma ve cezalandırma işlemi yapmazsanız, kimini korursanız, bazılarını koruma altına alırsanız, o zaman ileriye doğru bu dolandırıcılık hadiselerinin önünün açılmasına da yol vermiş olursunuz.”

Cezasızlığın oluşturabileceği tehlikeye işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

“Çünkü insanlar şöyle düşünür: ‘Ha demek ki ben Türkiye’deki sermaye piyasasında insanları dolandırırım. Kazandığım para da yanıma kalır ve fazla da bir ceza da ödemeden fazla bir cezayla da karşı karşıya kalmadan bu işten yırtarım.’ Bu ‘Suç işlerim, dolandırırım ve yırtarım’ hissi ileriye doğru benzer hadiselerin devamını da beraberinde getirir.”

“Erdoğan’ın önündeki listenin açıklanması gerekiyor”

Fon işlemlerine ilişkin bütün kayıtların Merkezi Kayıt Kuruluşunda bulunduğunu belirten Babacan, işlemlerden kazanç sağlayan kişilerin tespit edilebileceğini söyledi.

Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Erdoğan’ın önünde bu liste var mı? Bu işin sorumlularının listesi var mı? Çünkü her şey kayıtlı. Merkezi Kayıt Kuruluşunda her şey kayıtlı. Bu diğer o imar meseleleri, kupon arsalar falan o işe benzemez bu. Çünkü o işlerde gayrimenkul işinde bir sürü kayıt dışı paralar olur, şu olur bu olur maalesef. Ama bu işte her şey kayıtlı. Dolayısıyla kim almış, kim satmış, kim ne kazanmış hepsi belli.”

İlgili listenin kamuoyuyla paylaşılmasını isteyen Babacan, açıklanmamasının yeni soru işaretleri oluşturacağını savundu.

“Ve Sayın Erdoğan’ın önünde de bu liste var. Bu listenin açıklanması gerekiyor. Bu liste açıklanmadığı sürece kim suçlu kim değil, bunun açıklanması yapılmadığı sürece o zaman örtbas etme ile ilgili acaba bir çaba mı var diye yine koca bir soru işareti oluşur. Acaba bir şeyler örtbas mı edilecek, acaba çalanın yanında mı kalacak kuşkusu oluşur. Bu kuşkuyu ortadan kaldırmak gerekiyor.”

“Ucu birilerine dokunduğu için mi liste açıklanmıyor?”

Gazeteci Cem Özkeskin'in sorumluların listesinin neden açıklanmadığına ilişkin sorusunu yanıtlayan Babacan, somut delil bulunmadan herhangi bir kişi veya kurum hakkında isim vermenin doğru olmayacağını belirtti.

Babacan, “Devlet yönetimi yapmış, devlet yönetmenin ne kadar ciddi bir iş olması gerektiğini bilen bir insan olarak, çok sağlam bir kaynak, sağlam bir delil olmadıktan sonra isim telaffuz etmek doğru değil. Ne şirket ismi, ne fon ismi ne de şahıs ismi.” dedi.

Geçmişte üstlendiği görevleri hatırlatan Babacan, sermaye piyasalarındaki işlemlerin kayıt altında tutulduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Dolayısıyla Sermaye Piyasaları Kanunu’nu çıkartmış, Borsa İstanbul’u kurmuş insanım ben. Tabii ki ekibimizle yaptık, kadrolar yaptık ama o kadroların başında ben vardım. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası vardı biliyorsunuz eskiden. Borsa İstanbul oldu. Yeni bir şirket yapısı, yeni bir bilgi işlem sistemi şu bu. Dolayısıyla her şey kayıtlı, her şey bilgisayar kayıtlarında var.”

Babacan, sorumluların belirlenmesine ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Şu andaki başkanlık sisteminde her şeyin başı tek kişi değil mi? Dolayısıyla o işin başındaki kişilerin hemen o akşam cumhurbaşkanının önüne o listeyi koyması gerekir. Koyamadılarsa zaten felaket. Koydularsa, o liste varsa o listenin saklanmaması lazım.”

Listenin açıklanmamasını eleştiren Babacan, “Ucu kime dokunursa dokunsun biz bu işin üzerine gideceğiz deyip kol kırılır yen içinde kalır diyemeyiz deyip liste açıklanmıyorsa o zaman demek ki ucu birilerine dokunuyor. Ben öyle anlarım. Ya da kol kırılıyor yen içinde, saklanmaya çalışılıyor. Öyle anlarım.” ifadelerini kullandı.

“Bu bir devlet yönetimi ve siyasi ahlak krizidir”

Fon dolandırıcılığı iddialarının devletin üst yönetimi tarafından ne zaman öğrenildiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirten Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın süreçten haberdar olup olmadığını sorguladı.

Babacan, şu değerlendirmede bulundu:

“Sayın Erdoğan’ın bu işten haberi var mıydı yok muydu değil mi? Asıl soru bu. Bu kadar büyük bir dolandırıcılık hadisesini, yıllardır biriken bir sorunu, yıllardır şişen bir balonu Adalet Bakanı ‘Bize şikayet geldi’ diyor. Hazine ve Maliye Bakanı ‘Biliyoruz ne olduğunu’ diyor. Genel başkan yardımcısı, ekonomiden sorumlu eski ekonomi bakanı ‘Arkadaşlar bizi uyarıyor’ diyor.”

Cumhurbaşkanının bilgilendirilmemesi veya bilgilendirilmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması ihtimallerini eleştiren Babacan, şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanının haberi yoksa çok çok vahimdir. Ama eğer haber verdilerse, bilgisi varsa ve bu bilgisi olduğu halde eğer bu iş büyüdüyse o daha da vahim. Ne diyelim. Nereden baksak bu aslında tam bir devlet yönetimi krizi. Köklerine indiğinizde de siyasi ahlak krizi.”

Siyasi etik düzenlemelerinin önemine işaret eden Babacan, “Eğer siz siyasi etik yasasını çıkartmazsanız, siyasette, devlet yönetiminde ahlaki olan nedir, ahlaki olmayan nedir diye baştan yazılı şekilde tadat etmezseniz, yolsuzlukla mücadeleyle ilgili yasalar çıkartmazsanız bu olur. Bunlar olur.” dedi.

“Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalı”

Sermaye piyasalarındaki iddiaların bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılması gerektiğini belirten Babacan, TBMM bünyesinde araştırma komisyonu kurulması önerisini yineledi.

Yargı üzerindeki siyasi baskı iddialarına değinen Babacan, “Şu anda bir yargı süreci var. Ama bizim yargımız bağımsız çalışabiliyor mu? Yargı üzerinde siyasi bir etki var mı? Yoğun bir siyasi baskı var mı? Var. Yargı çalışıyor ama baskı altında çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirilmesini kurumsal açıdan doğru bulduğunu ancak yöneticilerin geçmiş görevleri nedeniyle tarafsızlık konusunda sorun yaşanabileceğini savunan Babacan, şunları söyledi:

“Devlet Denetleme Kurulu Başkanı daha düne kadar Borsa İstanbul’daki başkan yardımcısı. Borsa İstanbul’u Devlet Denetleme Kurulu nasıl denetleyecek? Devlet Denetleme Kurulunun bir önceki başkanı şu anda Takasbank’ın genel müdürü. Daha düne kadar amiri olduğu bir ekip gelecek, Takasbank’ta denetleme yapacak. Bu nasıl olacak?”

İlgili yöneticilerin görevden alınması gerektiğini savunan Babacan, “Bütün bu yöneticilerin görevden alınması gerekiyordu ve tarafsız, bağımsız bir denetim mekanizmasının çalıştırılması gerekiyordu.” dedi.

TBMM'de kurulacak komisyonun hem iktidar hem de muhalefet temsilcilerinden oluşabileceğini belirten Babacan, şu çağrıda bulundu:

“Meclis Araştırma Komisyonunda iktidar ve muhalefet beraber olduğu için, muhalefet milletvekilleri de olduğu için ve Mecliste de 600 kişilik Mecliste bu işten anlayan insanlar var, sermaye piyasalarını bilen insanlar var. Siz onlardan güzel bir komisyon oluşturursunuz ve dersiniz ki ‘Doğru hesaptan kaçmaz. Gidin arkadaş komisyona hesap verin.’”

Babacan, “Varsa üçkağıt olan, kim dolandırdıysa komisyonun önünde rezil olsun. Tabii arkadan gerekli cezalar da verilsin. Ama dürüst temiz insanlar da yine gitsin komisyonda kendi derdini anlatsın, aklansın gelsin. Şeffaf çalışma böyle olur.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye tek bir kişinin yetkisiyle yönetilemez”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin işleyişini eleştiren Babacan, karar alma süreçlerinin tek merkezde toplanmasının yönetim sorunlarına neden olduğunu savundu.

Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Siz külliyeye gidin. İnsanlar külliyeye gidiyor. 1200 tane oda var. Oda oda dolaşıyorlar. ‘Şu büyük oda var ya’ diyorlar, ‘Ancak bu büyük odaya girebilirsen ancak işin çözülür.’ 86 milyonluk Türkiye. Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahip olan Türkiye. Avrupa’nın en büyük topraklarına, Avrupa’nın en büyük tarım alanlarına sahip olan Türkiye’nin öyle tek bir odadan, tek bir kişinin yetkisiyle yönetilmesi diye bir şey yok.”

Mevcut sistemin sorun ürettiğini ileri süren Babacan, “O zaman yönetilemeyen bir ülke olur. Bu ülkede krizler büyür, bu ülkede sorunlar büyür, çoğalır. Sistemimiz şu anda sorunlu. Bu başkanlık sisteminin kendisi problemli bir sistem, problem üreten bir sistem.” dedi.

Babacan, 2018 yılında yürürlüğe giren sistemin ardından geçen sekiz yılda sosyal ve ekonomik göstergelerin çoğunun kötüleştiğini savundu.

“Cumhurbaşkanı olsam gece saat 00.00’da sanal kumar işini bitiririm”

Programda sanal kumar ve sanal bahis konusuna da değinen Babacan, Aziz Mahmut Hüdâyi Vakfının açıklamasında yer alan uyarıları değerlendirdi.

Vakıf tarafından yapılan açıklamaların önemli ancak gecikmiş olduğunu belirten Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sanal bahis ve kumar konusunda çağrıda bulundu.

Babacan, şöyle konuştu:

“Mesela sanal kumar, sanal bahis değil mi? O açıklamada, Aziz Mahmut Hüdâyi Vakfı’nın açıklamasında sanal kumar, sanal bahisle ilgili uyarılar da var mesela. Peki Sayın Erdoğan bu eleştiriler bizim için çok kıymetli dedi. Peki sanal kumar, sanal bahisle ilgili ne yaptı? Ne yapıyor?”

Sanal bahis ve kumar faaliyetlerine verilen izinleri eleştiren Babacan, “Bu izni veren kendisi değil mi? 6 tane sanal bahis firmasına izni veren kendisi. Şu anda sanal kumar bir firmanın tekelinde. O firmaya sanal kumar oynatma izni veren kendisi, aynı zamanda bir medya kuruluşu biliyorsunuz sanal kumar oynatan.” iddiasında bulundu.

Gençlerin sanal kumar ve bahis bağımlılığıyla karşı karşıya olduğunu ifade eden Babacan, ekonomik koşulların da bu sorunu ağırlaştırdığını savundu.

“Çünkü helal kazanma yolları kapanınca, helalinden dürüst bir şekilde alın teriyle iş yapıp geçim sağlama yolları zorlaştıkça bakıyoruz bu sefer kolay yoldan para kazanma teşvik edilmiş oluyor bir bakıma.”

İstanbul'da psikiyatri hastanesi kuran bir tanıdığıyla yaptığı görüşmeyi de aktaran Babacan, hastanede madde bağımlılığının ardından sanal kumar ve bahis bağımlılığının önemli tedavi alanlarından biri olduğunu söyledi.

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik çağrısını şu sözlerle sürdürdü:

“Ben buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Neyi bekliyorsunuz? Acaba kaç milyon gencimizin daha sanal kumar ve sanal bahisten zehirlenmesi gerekiyor? Kaç milyon insanımızın daha bu felaketin içine düşmesi gerekiyor ki bir tedbir alın?”

Sanal kumar ve bahis faaliyetlerine ilişkin izinlerin iptal edilmesini isteyen Babacan, “Bakın ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olsam bugün gece saat 00.00'da bu iş biter. Lisansı tek imzayla verdi ya, aynı imzayla lisansı iptal ettirecek. Bu kadar basit.” ifadelerini kullandı.

“Ben partimin cumhurbaşkanı adayıyım”

Programda cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin soruları da yanıtlayan Babacan, DEVA Partisinin yeni bir siyasi ittifak oluşturmak için çalışmalar yürüttüğünü açıkladı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın ortak cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin açıklamaları hatırlatılarak yöneltilen soruya Babacan şu yanıtı verdi:

“Biz yeni bir ittifak, yeni bir birliktelik inşa ediyoruz. Ve bu ittifakın, bu birlikteliğin bir ortak adayı da olsun isteriz. Ama o ortak adayın kim olacağına ittifakta beraber olduğumuz siyasi partilerle karar vermemiz gerekir. Biz bugünden ortak adaylıkla alakalı herhangi bir iddialı söz söylersek bu yakışık almaz, şık da olmaz.”

Cumhurbaşkanı adayı olup olmadığı sorusuna ise Babacan, “Ben kendi partimin evet, cumhurbaşkanı adayıyım.” yanıtını verdi.

Babacan, adaylığına ilişkin açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Her siyasi partinin genel başkanının bugünkü sistemde zaten doğal bir cumhurbaşkanı adayı olma beklentisi vardır. İnsanlar öyle bekler. Ama bizimki sadece beklenti değil. Ben partimin cumhurbaşkanı adayıyım. Diğer partilerden de eğer böyle bir destek olursa tabii ki çok mutlu oluruz. O teveccüh olursa tabii ki çok memnun olurum. Ama bugünden ileriye doğru bunun ötesinde bir şeyler söylememiz doğru olmaz.”

“Önceliğimiz ittifak halkalarını genişletmek”

Yeni siyasi birliktelik çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, hedeflerinin ortak listeler ve mümkün olması halinde ortak cumhurbaşkanı adayıyla seçime katılmak olduğunu belirtti.

Babacan, “Şu anda bizim önceliğimiz bu ittifak halkalarımızı genişletmek, güçlü bir birliktelik oluşturmak ve vatandaşlarımızın karşısına güçlü bir alternatif olarak çıkmak. Bu güçlü alternatifin biz arzu ederiz ki mesela ortak listeleri olsun. Listelerde buluşalım, isteriz ki ortak bir aday olsun.” dedi.

Ortak aday üzerinde uzlaşma sağlanamaması durumunda farklı seçim modellerinin de değerlendirilebileceğini ifade eden Babacan, “Ama baktık olmadı. O dünyanın sonu değil. Demokrasi vardır, rekabet vardır, yarışma vardır. Farklı şekilde de seçime gidilebilir. Ama ne kadar meseleyi sadeleştirirsek, ne kadar insanların karşısında bir ve beraber çıkarsak o kadar başarı şansımız yükselir.” diye konuştu.

Türkiye'deki siyasi parti sayısına ve seçim sistemine değinen Babacan, ittifakların önemini şu sözlerle anlattı:

“Şu anda Türkiye’de 200 kadar siyasi parti var. Bu partilerden yaklaşık 40 tanesinin seçime girme hakkı var. O 40 partiden birisi de bizim partimiz. Ama nihayetinde eğer Mecliste 300'ü geçmek istiyorsak sandalye sayısı, cumhurbaşkanlığı seçiminde 50 artı biri yakalamak istiyorsak bu ancak birlikteliklerle olacak. Doğru kurulmuş ittifaklarla olacak.”

“Yeni Yol çalışması ittifakın ilk çekirdeği”

DEVA Partisinin Saadet Partisi ile TBMM'de yürüttüğü Yeni Yol çalışmasına dikkat çeken Babacan, bu birlikteliğin daha geniş bir siyasi iş birliğine dönüşmesini hedeflediklerini söyledi.

Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Ve sadece düz bir ittifak değil, daha ileri seçim iş birliği modelleri de olacak. Dediğim gibi bunun için de biz bugünden çalışmaya başlamış durumdayız ve şu anda Meclisteki bu Yeni Yol çalışmamız, Saadet Partisi ile beraber yürüyüşümüz aslında bu birlikteliğin belki ilk çekirdeği, ilk nüvesi.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ittifak çalışmalarına ilişkin hedefini, “Ama genişletmek ve halkaları büyütmek, pergelin çapını gittikçe genişletmek bizim şu andaki hedefimiz.” sözleriyle açıkladı.

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0